25 Ocak 2026 Pazar

Üsküp'te Üç Gece

 Üsküp'e kültür gezisi için değil, mecburiyetler ve mesuliyetler arasında birkaç günlük tebdili hava, kısacık bir aylaklık müddeti olarak gelmiştik. O yüzden uçaktan indiğimizde ülkede konuşulan dillerden dahi pek haberim yoktu. Hâlâ çıkaramıyorum yazılara baktığımda hangisinin hangisi olduğunu. Etrafa baktığımda kelimelerden hemen hiçbir şey çıkaramadığım olmuyordu çocukluğumdan beri. Bir münasebetle Almanya'da bulunduğumda ortaokuldan beri aldığımız yarım yamalak eğitimle insanlarla anlaşmaya, yolum Fransa'ya düştüğümde ilkgençlik hevesleriyle öğrendiğim bozuk gramerli ve anglasize bir konuşmayla kendimi ifade etmeye, yahu şivesinden hiç anlamadığım İtalyan topraklarında bile bir kilise kapısına kakınmış Latince ifadelerde ünsiyet bulmaya alışkınım normalde. Üsküp'teyse hissettiğim ünsiyet, yalnızca kültürde izini bırakabilmiş bir imparatorluğun esintiyle binalara hakkedilen harflerden değil, bambaşka bir imparatorluğun bakiyesi olan insanların lisanlarından ileri geliyordu.

    Daha havaalanından ayrılmadan işimizi Türkçe görmeye başladık. Danışma masasındaki hanımefendi dilimizi anladı, şehre giden otobüsün şoförü bize valizlerimizi nereye koyacağımızı bizim dilimizde anlattı ve inip ilk öğünümüzü yediğimiz burgercide sipariş verirken İstanbul'un bazı semtlerinden daha az zorlandık. Makedoncanın nasıl bir lisan olduğu hakkında hâlâ çok az fikrim var; ileride de çok üzerine düşeceğimi zannetmiyorum. Neredeyse emin olduğum bir husus varsa o da Yunancayla hiç alakası olmadığı, bilakis Islav dillerine daha karip olduğu. Zaten ülkenin adı o yüzden Kuzey Makedonya. 

    Bu kendi-diliciliği sürdürmeye çalışmanın absürt olacağı yerlerin başında müzeler geliyor sanırım. Öyle anlaşılıyor ki Makedon kimliği, teessüsü tam olarak tekemmül etmemiş, bulunduğu coğrafyanın fikren neresinde oturduğuna karar verememiş bir ide, ki şuraya kadar bugünkü hâlimizle istiğrap edeceğimiz bir şey yok. Bunun en net hissedildiği yer işte bizim görme fırsatı bulduğumuz müzeler oldu. "Makedon Bağımsızlık Mücadelesi Müzesi" sırf Osmanlı'dan ayrılış macerasını anlatıyor. Bizim inkılap tarihi derslerinde gördüğümüz "Paşa 19 Mayıs'ta Samsun'a çıktı, 29 Ekim'de de cumhuriyet ilan olundu" sergüzeştine paralel "ilk toplantılar şu evde gerçekleşti, burada kurşunlar atıldı" kabilinden bir anlatı. Açık-yüreklilik ve ciddiyetle "İşte şu zulümlerden bıkıp çektik martinilerimizi!" diyen sahneler, belgeler aradım ama yok; çok çok gördüğümüz o olaylardan onyıllar sonra -ecnebilerince- çizilmiş "Kara, pis, Doğu'lu Türk'ler kötü kötü şeyler yapıyorlar." temalı resimlerdi. Birinde de "Biz 500 senedir böyle yaşıyorduk, şunlar şunlar tak etti canımıza." demiyor!

    Krste Petkov Misirkov, önemli bir zat belli ki tarihlerinde. "Makedon Meselelerine Dair" diye "of inestimable significance" bir kitabın müellifi. Dillerinin tayin ve tespitinin, tedvin ve kaydının milli şuurları için ne kadar ehem olduğundan dem vuruyormuş. Bunun için Manastır, Pirlepe ve Ohri'de konuşulan dilin esas alıması gerektiğini, bunları takip ederek dilin kodifiye edilebileceğini savunuyor. Kitabın yayım tarihi 1903. Dilin hakikaten kodifiye edilmesi 45 yıl sonra...

Mabadı var...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder